Kaldırım Taşları
http://kaldirimtaslari.anatolianrock.com
 
 Ana Sayfa
 Grup Hakkında
 Grup Elemanları
 Demolarımız
 Videolarımız
 Fotoğraf Albümü
 Forum
 Linkler
 Bize Ulaşın
 
 
Noluyor Orda/ 11 Ocak 2002 ,aptülika

Erkin Koray 60 Yaşında
Noluyor Orda/ 11 Ocak 2002

Bugün için ilerde tarihçiler ne diyecek? ... Bilinmez... Ama kesin olan bir şey var ki; geçen yüzyılın 'çılgınları'nın yerini dolduracak (ya da böylesi bir vasıfa talip olacak) gençler yok artık. Çağımızın gençleri 'ağır olda molla desinler' türünden bir mantık sinsilesinde. Herşey daha kitabına uygun, kalıpların dışına çıkılmaksızın, 'büyük birader'in belirlediği senaryolarda pırtlamış bir çizgi dışılıktan ibaret. Artık çılgınlık dinozor işi olarak kaldı, şimdilerde ise rengarenk giysilerin arkasında ölüm ve bunalım teraneleri daha çok önce çıkıyor.

Batı cephesinde herşey isteğe uygun paketlenmiş, istediğini seç hatta deliliği bile ama çizginin dışına çılgınlık üretme... Bunu hayal bile etme verdiklerini tüket ve ölümü hayal et; yoksa pazarın dışında kalırsın. Küreselleşen sömürünün 'sanal'izasyon dehlizlerinden üzerimize bunlar akıyor.

ESKİ TÜFEKLER

Küreselleşen bitkinlikte gene eski tüfekler şaşırtıcılıklarını sürdürebiliyor, yer yuvarlağımızda... Geçen yüzyılın o iki özlü sözü, bugünün sanal ortamlarında yükmünü yitirdiği gibi. Neydi o sözler; "40'ından sonra azanı teneşir paklar" ve "yaş 70 iş bitmiş." 21. yüzyılda bu sözler hükümsüzleşti. "40'ından sonra azanı teneşir paklayacaktı ama azacak kimse kalmadığı için ikinci bir emre kadar ..." diye devam eden kanun hükmünde kararname çıkarılırsa şaşırmamalıyız hani.

76 yaşını deviren B.B. King hala bir barda kız için kavga çıkarabilecek denli genç ve blues çığlıklarını atabiliyor. 58'lik Eric Clapton ise 'Kral'la birlikte yeni yolculuklara çıkarken liseli bir öğrenci saygısında. 42'lik Angus Young grubu AC/DC de yine sahneye bir velet edasıyla çıkıp, sizleri sallayıp yuvarlamaya devam edecek.

29 yaşına geldiğinde "Too Old To Rock'n Roll; Too Young To Die" (Türkçe meal-i: Rock'n Roll için yaşlı; ölmek içinse genç ) diye şarkı yazan Ian Anderson, 15 yıl sonra grubu Jethro Tull ile İstanbul Açık Hava Tiyatrosunda ilk Türkiye konserini verirken hepimize rock'n roll'n kalp atışlarını (gençlere taş çıkarırcasına) yaşatacaktı.

50'sine merdiven dayamış Iron Maiden ile 50'sini bir hayli aşmış Deep Purple'ı İstanbul konserinde izlerken nasıl da coşmuştuk. Hafızalarımıza demir atan o konserlerde yaşlarının farkına hangimiz varabildik.

İÇİNDEKİ ÇOÇUĞUN YAŞAMA DAİR ÇIĞLIĞI

20. yüzyıla damgasını vurmuş olan rock'n roll için 'emeklilik' diye birşey yok. Ya bu yolda genç yaşta bir gitar solosunda hızla yaşayıp elveda dersin ya da hayat gailesi ve bilcümle popüler fay hatlarından sıyrılıp, seni ciddiye almayanları hiç önemsemeksizin 70'ine dek ilk günkü sivilceli çocuğun yaşama dair çığlığını atarsın. Belediye otobüsünde yolculuk eden rock'n roll insanı da 60'ında da olsa asiliğin asaletini küresel 'sanal'izasyon bitkinliğinde bile iğne gibi batırabiliyor. İşte geçen ayın haber merkezlerine girip, bomba etkisi yapan bir haber."Bob Dylan, 60 yaşında"

YOLUN BAŞI

Bugün takvimlerin gösterdiği 24 Haziran tarihi, birçoklarına göre sıradan bir Pazar günü. Sıradanlığı bozan tek şey; Rock'n Roll... Nasıl mı? Haydi gelin 60 yıl öncesinin 24 Haziran'ına dönelim... 1941 yılının İstanbul'unda bugün Enver bey ile Vecihe Hanım'ın çocukları dünyaya gelecekti. Bu çocuğun ismi Erkin Koray'dı. Anne Vecihe Hanım İstanbul Şehir Orkestrası ve Radyo Senfoni Orkestrasında piyanistlik görevinin yanı sıra konservatuarda da öğrenciler yetiştiriyordu. Böylesi Dersaadet asaletinde 5 yaşına gelen Erkin Koray, annesinden ilk piyano derslerini alacaktı. Bach, Beethoven, Lizt gibi klasik bestecilerin eserleriyle başlayan bu dünya, 1950'lerde Alman Lisesine girişiyle yeni yol ayrımlarına girecekti. Takvimler 1955'I gösterdiğinde ise yaş 14 olmuş ve rock'n roll rüzgarı bu klasik müzik terbiyesinde yetşimiş çocuğun aklını çoktan almıştı.

Onun rock'n roll sevdasına tutulduğu yıllarda ABD'de 'Kuzey Alabama Beyaz Vatandaşlar Konseyi' sekreteri : "Beyaz adamı; marsıkların (zencilerin) seviyesine indirmek için bir araçtır. Bizim ırkımızın gennçlerinin bilinçaltına ve ahlakına yapılmış bir suikasttir" diye tanımlıyordu rock'n roll'u. Bu suikasti haber veren beyinlerin Türkiyedeki yansımalarının ülkeyi 'Küçük Amerika' haline getirmeye çalıştıkları yıllardı. Aynı kahrolası beyinlerin mafya destekli sözcüsü Frank Sinatra kadife koltuğunda; "Dünya yüzündeki; herşeyden kopmuş, suçlu tiplerin savaş müziği" diyecekti, rock'n roll'a...
Oysa aynı tarihlerde bir zenci, en iyi tanımı getirecekti, söz konusu rock'n roll denilen 'ucube' için; "Rock'n Roll? Dürüst olanlar, bu yola devam edebilirler. Yalancılar ise yolun kenarına düşenler çünkü yürümek için zor bir yol bu. Sizin hayatınız olmalı ve bu işe adamalısınız kendinizi" (Little Richard)

SAVAŞ BALTASI YERİNE ELEKTRO GİTAR TUTAN KIZILDERİLİ

Çocukluğum anılarında, aklımdan hiç bir zaman yitip gitmeyeceğine emin olduğum; 'Yazlık Sinemalar' vardı. Buralarda iki günde bir film yenilenirdi. Arnavutköy'de de iki tane yazlık sinema olduğu için her gece oralarda olurduk. Yaz gecelerinde çekirdek çıtlatıp, gazoz içerek film izlerken, kafanı kaldırdığında da yıldızlar göz kırpardı gökyüzünde. Termoslarda çay, evde yapılmış börek çörekle gelen anne babalar arka sıradalarda eş dostla film izlerken, biz çocuklar da ön sıralarda yerimizi alırdık. Sanki o kocaman perdeye ne kadar yakın olursak, vahşi batıdaki kovboyların arasına düşeceğimizi sanırdık. Ertesi günü de filmlerden aldığımız feyzle mahalle de birer kovboy olurduk. Hiç unutmadığımız melodi de "Hey Amigo, kes Sabata , Ay Kii zoo!" diyerek başlayan film müziğiydi ve mahallede bağıra bağıra okurduk... 'İyi, Kötü , Çirkin, ' ; 'Bir Avuç Dolar İçin' gibi westernleri neredeyse içine girip izliyorduk. (Belki de çocuk dünyamızda yaşıyorduk.) Bir süre sonra 'kovboyculuk' oynama yerini 'kızıldericilik'e bırakacaktı. Uzun saçları, savaş boyaları, barış çubukları, kafalarına taktıkları tüylerle daha nezih insanlar olduklarına karar vermiştim bir kere... Yazlık sinemalarda arada bir tiyatro ekibi ya da okul aile birliği yararına ibareli konserler de gerçekleşirdi. İşte böylesi bir yardım konseri için sinemayı doldurmuştuk. Öylesi soyunma salonu vs. gibi yerler olmadığı için gece bekçisinin kaldığı kulübeyi bu işe ayırmışlardı. Konser başlamadığı için koşturup dururken, tam bekçi kulübesinden çıkan bir kızılderili ile karşılaştım. Bunun filmlerdekinden farkı elinde savaş baltası yerine bir elektro gitar olmasıydı. 7-8 yaşın çocukluğunda gördüğüm bu sahnenin etkisiyle ülkemizde de Kızılderililer olduğunu ve oldukça gürültülü müzik yaptıklarını sanacaktım. Muhtemelen de burada müzik yapıp, gerekli parayı biriktirince de Amerika'ya gidecek ve soluk benizlilerin kafa dersini yüzüp kemerlerine süs yapacaklardı. Demek ki saç uzatırsam ben de onların arasına katılabilirdim. Ama ne çare ki bunun için daha 12 yıl geçmesi gerekecekti çünkü okuldan izin verilmiyordu, saç uzatmama... İşte o konserde rastladığım 'kızılderi'nin ismi Erkin Koray'dı. Saçlarına laf eden 'soluk benizli'leri bir güzel benzetiyordu... Lafı ola beri gele değil hani, 15 yıl öncesi üniversitede okurken bir arkadaşımdan onun bir öyküsünü dinlemiştim. 70'li yıllarda Levent civarında kendisine saçı yüzünden laf atanlara, arabadan inip bi güzel mariz attığına şahit olmuştu arkadaşım. Hep kafama takılan aynı uzun saçı garip kıyafetlere Barış Manço, Cem Karaca da sahip olsa da Erkin Koray'ın hep böylesi çatışmalara maruz kalmasıydı. Artık onun gerçekten kızılderili olduğuna emin olacaktım. Nasıl mı? Saç uzatıp aynı kavgalara kendim de girince.
Soluk benizli ile mücadele etmek çok zordu. Bütün bunlara rağmen o hala Rock’n roll'un yolundaydı. Oysa bir çoğumuz ondan kat kat daha genç olsa da, bu sarp yola dayanamadı. O ise inadına yola daha yeni çıkıyorumuşcasına kafasındaki en rock parçaları yapmaya hazırlanıyor. Kim bilir belki de o cidden bir kızılderili, hem de sonuna kadar direnen reis Geronimo gibi.

ASLINDA 60 YILIN BİR HİKAYESİNİ ANLATMAYA KALKSA... ZAMANIN BEYNİ DURUR, DENİZLER KURUR...

45 yıldır Rock'n Roll yapan Erkin Koray bugün 60 yaşına adımını atıyor. Hatıralara kazınmış bir sürü parçaya gitarıyla ve sesiyle ruh veren ve imza atan rock müzisyeni, her gün yeniden başlıyormuşçasına yola çıkmaya hazır. Gaz pedalınandan hiç ayağını kaldırmadan yeni ufuklara doğru her an yönelebilir. 50'sinden sonra "Gün Ola Harman Ola" albümünde 'Mezarlık Gülleri' , 'Akrebin Gözleri', 'Öfke' (F.Aktaş bestesi) isimli hard rock parçaları çıkararak hepimizi sevindirmişti. Bununla kalmadı 60'a 2 kala eski parçalarını yüksek volümle yenileyerek 'Devlerin Nefesi'ni vereckti. 60. yaşını kutladığımız bugünlerde de kafasını bir sürü yeni tasarı olduğuna eminim.

Sevgili Erkin Abi, 60 yaşın kutlu olsun. Aslında 60 yılın hikayesini anlatmaya kalksan zamanın beyni durur, denizler kurur. 39 yıllık ömrü hayatımın 32 yılına kattığın anlam için öncelikle kendi adıma binlerce teşekkürler. Abi yine 'YALNIZLAR RIHTIMI'nda perişanız, 'MESAFELER' fena koyuyor, 'YAĞMUR'un sesine sayende daha bir dikkatli bakıyoruz, 'ARAP SAÇI'na dönmüşüz ve 'ŞAŞKIN'ınız, 'İLLAKİ' muhabbetimiz rakılı oluyor, 'HAYAT KATARI'nda yolcuyuz, bir tutam 'ÖFKE' takılıp kalıyor, 'AKREBİN GÖZLERİ' her daim üzerimizde, 'YİNE BULUTLAR SEYRİNİ UNUTTU', susuyoru çünkü konuşuyor 'KRALLAR', aklımdan geçenleri sorma 'ALLAHAŞKINA'... 'Giderim bu ellerden dur gitme diyenim yok' ve bir de abi, bu körolası 'ÇÖPÇÜLER' yine süpürdüler...
Ulu Manitu adına gitarının elektriği eksik olmasın... Aptulika




[Haberin Eklenme Tarihi: 08.02.2008]

Haberlerin Tamamı >>