Kaldırım Taşları
http://kaldirimtaslari.anatolianrock.com
sound cloud
 
 Ana Sayfa
 Grup Hakkında
 Grup Elemanları
 Demolarımız
 Videolarımız
 Fotoğraf Albümü
 Forum
 Linkler
 Bize Ulaşın
 
 
Müzik üzerine...

Erkin Koray'ın müzik dinlemek üzerine söylediği bir söz vardır:''Müzik dinlemek bir sanattır,müziği icra etmek kadar ciddi bir iştir.''
Bu sözden yola çıkarak günümüzde müzik dinlemenin nasıl bir bilinçle gerçekleştiğinden bahsetmek istiyorum.
Her şeyden önce,müzik kavramının paralel gittiği bir kavram vardır ki,bu dönemin sosyal-siyasal yapısıdır. Müziğin gelişimine baktığımızda görürüz ki
dünya sahnesinde meydana gelen devrimsel değişimler aynı zamanda bu sanatın da şekil olarak gelişimini köklü şekilde etkilemiştir. Başta müziğin
yapılış biçimi olmak üzere,kullanılan enstruman çeşitliliği,sözlerin ve edebi içeriğin farklılığı,dinlenilenin kolay sindirilebilirliği zamanın şartlarıyla benzer
doğrultuda farklılaşım içine girmiştir.
II.Dünya Savaşı sonrası ve 50'lerde dünya da hakim müzik tarzı klasik batı müziği,blues ve jazz olarak gösterilebilir. Bu tarzların etkinliğinde dönemsel
koşulların etkisinin aranması sonucunda karşımıza bazı ortak paydalar çıkacaktır. Klasik batı müziği,batı toplumlarının ve bu toplumların etkilerini üzerinde
taşıyan üçüncü dünya ülkelerinin savaş sonrasında gelenekselliğe ve muhafazakarlığa verdikleri önem sonucunda dinleme alışkanlıklarında bu şekilde
bir yansıma yaratmıştır. Dönemin popüler müziği olarak bu tarz gösterilebilir. Aynı dönemde diğer yaygın tarz ise Blues olarak adlandırılan müzik tarzıdır.
Blues,işçi kesimini ve o dönemde oldukça zor bir sosyal role sahip zenci kesimin müziğidir. Düşük ve kolay olmayan bir sosyal yaşantı içinde iyi vakit
geçirmek amacıyla zenci ve işçilerin keşfettiği bu tarz bir isyan içeriği taşır. Sözleride ve müzikte bunu hissetmek mümkündür. Müziğin bu şekilde yol alması
içinde bulunulan yıllarda ağır kapitalist şartların ve işçiye dayalı savaş sonrası sanayi yapısının varolmasının bir sonucudur. Aynı zamanda dünya üzerinde
''ten rengi'' farklılığının ayrımcılığa maruz kalmasıda dönemin müziğinde oluşumu etkilemiştir. Bu süreç 60'ların ortasına kadar devam etmiştir.
Dönem şartlarında Türk Müziği için de gelenkselci bir gelişim sürecine tanık olmak mümkündür. Dünya Savaşı sırasında içine kapanmak zorunda kalan
Türkiye'de Sanat Müziği icra edilmiş ve Klasik Batı Müziği etkisinde bazı çalışmalar ortaya konmuştur. Burada yeni kurulan cumhuriyetin geleneklerine
önem yüklemesi ve batıya kaynaklı yeniliklerin harmanlandığını ve dönem içerisinde kimi zaman Modern Türk Müziği olarak adlandırılacak bir şeklin hakim
olduğu görülür. Bir parantez açarsak Türkiye'nin bir cumhuriyet olarak ''marş'' ortaya çıkarmak açısından tek üretken olduğu ve yaratıcı davrandığı dönem
bu dönemdir. Günümüzde bile söylenen marşlar büyük çoğunlukla 50'lere kadar ortaya çıkmıştır.
60'ların ortasında,70'lerin başında ise tüm dünya büyük bir değişime girmiştir. Dönemin siyasal yapısına baktığımızda ilk olarak bu dönemde Amerika'nın
1965'de Vietnam İşgali göze çarpmaktadır. Soğuk Savaş'ın bir etkisi olarak yorumlanan bu işgal dünya müziğinde toplu bir devrim etkisi yaratmıştır. Savaş
sırasında dünyanın bir çok ülkesinde özgürlükçü gençlik hareketleri başlamış,68 Kuşağı denilen milyonlarca genç savaşı ve savaşları protesto eden bir
duyarlılıkla hareket etmiştir. 60 ihtilali sonrası Türkiye de sahip olduğu en özgür anayasa sayesinde bu gelişmelerin paralelinde bir harekete tanık olmuştur.
Bu gelişmelerin yaşandığı dünya yapısı içinde müzik kavramı da gelişimini aynı doğrultuda gerçekleştirmiştir. Bir önceki dönemde geleneklere ve kurallara
bağlı olan müzik şekli artık tamamen özgürlüğe ve yaratıcılığa sahip bir yapıya bürünmüştür. İsyan içerikli Blues müziği zenci müziği olma durumunu aşarak
evrimleşmiş ve herkesçe icra edilen Rock'n Roll tarzının doğumuna öncülük etmiştir. Yani dönemin müzisyenleri isyanı evrenselleştirip Blues'u Rock'a
çevirmişlerdir. Dünya çapında The Beatles,The Doors,Janis Joplin,Pink Floyd,Led Zeppellin,Bob Dylan,Jimi Hendrix,Rolling Stones, ve daha yüzlerce efsane
grup ve sanatçı müzik devrimini başlatmıştır. Woodstock gibi müzik festivalleri,anti-militarist ve olaylı konserler ve müziğin dünyayı değiştirebileceğine inanan
büyük bir kesim yeni bir kavram ortaya çıkarmıştır;''hippie''(yahut hippi). Çoğu kişinin bildiği tabirle ''Çiçek Çocukları''.
Dünya üzerinde ilk kez müzik ve siyasetin
ortak noktası bir sosyal sınıf yaratmıştır bu kavramla. Türkiye içinde durum pek farklı sayılmamaktadır,sadece çapı daha dardır. Dönemin yerli sanatçıları olan
Barış Manço,Cem Karaca,Erkin Koray,Moğollar,Zülfü Livaneli,İlhan İrem ve daha adını yazamadığım onlarca solist-topluluk bugün dahi sınırları aşılamayan bir
yaratıcılık sergilemiş,onlarca klasikleşen çalışma ortaya koymuştur. Bu dönemin en siyasal içerikli müziğini icra eden Cem Karaca ise vatandaşlıktan çıkarılma
durumuna maruz kalmış ve ülkemizde siyasetin müziğe vurduğu ilk ve en derin darbeyi göz önüne sermiştir. Ülkemizde ki bu sosyal yapı 70'lerin sonuna doğru
bir darbeye kadar devam etmiştir.
Bu dönemin müziğinde ki kalite ve yaratıcılığı tetikleyen diğer bir unsur ise yapılan sanatın,sanatçıya onu teşvik edecek kadar kazanç yaratabilmesi olmuştur.
Çünkü o dönemde müzik her seferinde üretenine para kazandırabilen bir sanattır. İşte bu dönemde müzikte koleksiyonculuk ve saklama alışkanlıklarıyla oluşmuş
bir ''dinleyici'' portresi ortaya çıkmıştır. Bu dinleyici portresi müzik dinlemeye saygı duyan ve bu işi ciddiye alan bir kesimdi. Zamanla kaybolacak bu alışkanlık
müziği dinlemeyi bir sanat olarak bu dönemlerde icra etmeye başladı. Müzik kendisine gösterilen saygıyı,her seferinde kendini aşan eserlerle ödüllendirdi.
80'ler başladığında dünya yine büyük bir değişim yaşamıştı. İnsanlar soğuk savaşın biteceğine gerçekten inanıyorlardı. Ekonomik yapı Keynesyen bir modelden daha sert bir geleneksel yapıya yani kapitalizme geçiş yapıyordu.Bir çok ülke gençlik hareketlerini ihtilalllerle söndürmüştü. Toplum konformizm ile artık farklı bir noktaya çekilmekteydi;tüketicilik. İşte bu dönemde müzik piyasası kaliteli eserler çıkarsa da bir tıkanıklığa girmişti. 70'li yıllarda kaliteli müzik üreten bir çok sanatçı ve topluluk dönemin imkanlarıyla müzik tarzlarını basitleştirdi. 70'lerin sonunda üretilen ve aşılması çok zor olan eserler (mesela Pink Floyd:The Wall) vardı. Oysa bu yeni dönemle birlikte müzik tıpkı her şeyde olması istendiği gibi kolay tüketilen bir yapıya itiliyordu. Sanatçılar geçmiş dönemde
yakaladıkları popülerlik sayesinde artık fabrikasyon müzik üreten ve para basan kurumlar haline gelmeye başladı. Bu dönemde günümüz pop müziğinin de ilk
adımları oluşmaya başladı. Şarkı sözleri bir başkaldırı veya hüzünden çok her şeyin daha iyi olacağını anlatan umut ve mutluluk temalarıyla doluydu. Bu da
toplumun sosyal yapısıyla paraleldi. Rahat yaşamaya alıştırılan toplum umutlu ve halinden memnun bir yapıdaydı. Bu dönemde Duran Duran,George Michael,
Tina Turner,Michael Jackson,Modern Talking,Abba gibi sanatçı ve topluluklar müziğe şekil vermişlerdir. Yine bu yıllarda gelişen disko kültürü,müziğin kolay
ulaşılabilir olması ve kolay beğenilmesi kalite açısından bir düşüş yaratmıştır. Türkiye'de Barış Manç,Erkin Koray gibi isimler eski yaratıcılıklarını kaybetselerde
Sezen Aksu,Ajda Pekkan,MFÖ gibi isimler son derece kaliteli yapımlarla bu yılların istisnalarını oluşturmuşlardır. Onno Tunç,ülkemizde bu yılların müzik bağlamında önemli isimlerinden birisi olmuştur.
90'lara ve günümüze geçmiş yıllardan baktığımızda müziğin ve dinleyiciliğin gelişmesi her seferinde artan bir kalite noksanlığı ile ilerlemektedir. Günümüzde
müzik satın alınmayan,internetin etkisi altında bedava(!) ulaşılabilen ve sanatı icra edene getirisi neredeyse hiç olmayan bir yapıdadır. Bu durum kalitedeki ivmeyi hep aşağı çekerken dinleyici zevklerini de körelten bu doğrultuda yol almaktadır. Artık iyi dinleyici,kolksiyoncu dinleyici portreleri yerini,müziği bir aktiviteyle beraber dinlenecek bir araç olarak görmeye bırakmıştır. Daha önce müzik dinlemek bir amaç durumundayken artık kapitalizm sayesinde devamlı meşgul hale gelen bizlerin işlerimizi yaparken arka planda kısık sesle duyduğu bir araç haline gelmiştir.
Tekrar görüşmek dileğiyle.

Selahattin Akman

[Haberin Eklenme Tarihi: 14.01.2009]

Haberlerin Tamamı >>